En son konular
» GÖZLERİMİN YAŞLARI...
C.tesi Haz. 12, 2010 8:45 am tarafından @PRENSES@

» ERZURUM'LULAR GELENEKSEL PİKNİK ŞÖLENİNDE BULUŞUYOR....
C.tesi Haz. 12, 2010 8:36 am tarafından @PRENSES@

» Tenimde İzi Kalmış Dokunuşlar
Cuma Haz. 04, 2010 10:03 pm tarafından SerdaR

» YÖNETİM KURULUMUZ
C.tesi Mayıs 22, 2010 9:44 am tarafından @PRENSES@

» Başarılarınız devamı dilegiyle
Çarş. Mayıs 19, 2010 4:09 pm tarafından Anonymous

» Selamlar
Çarş. Ekim 14, 2009 6:00 pm tarafından tolgatufekci

» Derneğimizle İletişim Adres ve Telefonları
Ptsi Ekim 12, 2009 8:10 pm tarafından tolgatufekci

» Siyaset Felsefesi
Çarş. Ekim 01, 2008 9:25 pm tarafından SerdaR

» Felsefe nedir?
Çarş. Ekim 01, 2008 9:23 pm tarafından SerdaR

Giriş yap

Şifremi unuttum

Sondalama

Erzurumun tanıtımı için hangi kurumlar daha aktif çalışmalıdır?

 
 
 
 
 

Sonuçları Gör

Temmuz 2010
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
   1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

Takvim Takvim

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

[ Bütün listeye bak ]


Sitede bugüne kadar en çok 16 kişi Cuma Ağus. 21, 2009 4:24 pm tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 50 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: @PRENSES@

Kullanıcılarımız toplam 116 mesaj attılar bunda 102 konu
Anahtar-kelime

halk  üniversitesi  oyunları  erzurum  

Tarık Buğra (1918 - 1994)

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Tarık Buğra (1918 - 1994)

Mesaj tarafından SerdaR Bir Çarş. Ekim 01, 2008 4:10 pm

Tarık Buğra (1918 - 1994)

--------------------------------------------------------------------------------

Tarık
Buğra 2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir'de doğdu. İlk ve orta tahsilini
Akşehir'de tamamladı. Konya Lisesi'ni bitirdi. (1936) Çeşitli
aralıklarla İstanbul Üniversitesi'nin Tıp, Hukuk ve Edebiyat
fakültelerinde ikişer üçer yıl okuyup vazgeçti.

Akşehir'de
çıkardığı Nasrettin Hoca gazetesi ile gazeteciliğe başladı. İstanbul'a
gelince Milliyet, Yeni İstanbul, Haber ve Tercüman gazetelerinde
fıkralar yazdı, sanat sayfaları düzenledi. Haftalık Yol dergisini
çıkardı.

Tarık Buğra, gazetecilikle olan ilgisini 1983 yılı
sonuna kadar devam ettirdi. Onun gazete yazılarının da değişik ve
kendine has özellikleri vardır. Hiçbir zaman basmakalıp düşünce ve
ideolojilerin takipçisi olmamıştır. Zaman zaman dil, edebiyat ve sanat
konularına da yer verdiği bu yazılarında hür, bağımsız ve meseleler
karşısında tarafsız bir yazar olma vasfını kaybetmemiştir. Tarık Buğra,
edebiyat dünyasına küçük hikâyelerle girdi. Cumhuriyet gazetesinin
açtığı bir yarışmada "Oğlumuz" adlı hikâyesi ile ikinci olması, onun
için bir dönüm noktası olmuştur denilebilir. Daha sonra Çınaraltı ve
İstanbul dergilerinde hikâyeler yazmaya devam etti. Bu hikâyeler
kronolojik bir sıra ile incelendiğinde ilk dikkati çeken şeyin, yazarın
bir acemilik/çıraklık dönemi olmayışıdır. Hemen her yazarda takibedilen
zaman içinde ustalaşma, Tarık Buğra'da görülmüyor. O, daha ilk
hikâyesinde usta bir yazar olduğunu ortaya koymuştur. Hikâyelerinde
daha çok yakın çevre, aile hayatı, sevda ilişkileri, küçük kasaba
intibaları gibi ferdî ve dar çerçeveli konular göze çarpar. Tarık Buğra
olay değil, atmosfer hikâyecisidir. Hikâyelerinden, onun "hüzn"ü bilen
bir yazar olduğu anlaşılmaktadır. Onun hikâye ve romanlarında
çocukluğun, ilk aşkın, vefasızlıkların, kırılmışlıkların ve yarıda
kalmış şeylerin hüznü vardır. Denilebilir ki onur eserlerinin
atmosferini hep bir hüzün bulutu idare eder. Yayınlanmış dört tiyatro
eserinden İbişin Rü-yası'nda ünlü komik Naşit'in hayatından bir bölümü,
son derece duygulu, iki kişi arasında geçen fırtınalı bir aşk atmosferi
içinde anlattı. İlk adı Dört Yumruk olan, daha sonra Akümülatörlü Radyo
adıyla yayınlanan ve Devlet Tiyatroları'nda sahnelenen eserinde ise
yarıda kalmış saadetlerin hikâyesini anlatmıştır. Ayakta Durmak
İstiyorum ve Yüzlerce Çiçek Birden Açtı oyunları ise daha beşerî
planda, hürriyete ve bağımsızlığa hasret insanın dramı hikâye
edilmiştir. Onun romanları ise değişik bir gelişme göstermektedir.

1955'te
yayınlanan Siyah Kehri-bar'da, İtalya'da Mussolini devrinde geçen
olaylar anlatılmış, dikta rejimlerinin hür ve zora gelmez mizaçlar
üzerinde yarattığı olumsuz tesirler belirtilmiştir. İbişin Rüyası, daha
sonra oyun haline getirilmiş olan romanıdır. Yalnızlar ise,
Akümülatörlü Radyo oyununun romanlaştırılmışıdır.

Roman
dünyamızda Tarık Buğra'ya sağlam ve sarsılmaz bir yer sağlayan eseri
Küçük Ağa'dır. Bu eserde, ve bunun devamı olan Küçük Ağa Ankarada ve
Firavun İmanı romanlarında Millî Mücadele ilk defa değişik bir açıdan
ele alınmıştır. Daha çok devletin resmi görüşünden hareket eden
Kurtuluş Savaşı romanlarının tam aksine bu üç romanda meseleler, insan
/ millet açısından ele alınmış, yeni ve doğru bir yorumla ortaya
konulmuştur. Bu roman "tarihi açıdan Millî Mücadele'de insanın yeri,
milletin yeri nedir?" sorularının cevaplarını araştırır. Yazar, Yağmur
Beklerken romanında Serbest Fırka denemesinin, Gençliğim Eyvah'da ise
1970'li yıllarda Türkiye'nin bir numaralı meselesi haline gelen anarşik
olayların değişik yönlerini, perde arkasını tasvir ve tahlil eder.

Tarık
Buğra, Osmancık romanı ile de, nin kuruluş yıllarını anlatmıştır. Bu
eserde de cihan devletini kuran irade, şuur ve karakterin tahlili
vardır. Tarık Buğra, roman kahramanlarını idealize etmez. Onun
romanlarındaki bütün tipler tabiidir. İnsanı, en gerçek ve inkâr
edilemez yanından -mizacından- ve insanın en soylu duygusundan
-hüzünlerinden- ele almıştır. Bu özellikleriyle Tarık Buğra, realizmin
Türk romancılığındaki en usta yazarlarından birisidir. Tarık Buğra'da
belli ve kalıplaşmış bir fikri ispatlama, yorumlama ve propogandasını
yapma endişesi yoktur. O, romanı, roman olarak düşünür. Tarık Buğra'yı
bugün ve gelecekte sarsılmaz yapan özellik onun bu tutumudur. Ona göre
roman, hatta sanat "kâinatı ve insanları bir mizaca göre yeniden
yaratmaktır." Bu açıdan bakılınca Tarık Buğra, bir tahlil ustası olarak
göze çarpar. Onun bazı romanlarında insan, bazılarında mesele ön
plândadır, fakat ikisi de her zaman dengelidir. Tarık Buğra roman ve
tiyatro gibi yarına kalıcı eserlerin en mükemmel kültür Türkçesi ile
yazılacağını savunmuştur. Sanat eseri için her türlü basmakalıbı
reddeden bağımsız bir sanat anlayışını benimsemiş olan Tarık Buğra,
güzel Türkçesi, canlı ve yoğun üslûbu, derin tipleri ile Türk hikâye,
tiyatro ve roman yazarlarının başında yer almıştır.

Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994 tarihinde İstanbul'da öldü.
Eserleri:
Hikâye: Oğlumuz (1949),
Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952),
İki Uyku Arasında (1954), Hikâyeler (1964, yeni ilavelerle 1969)
Tiyatro:
Ayakta Durmak İstiyorum,
Akümülatörlü Radyo,
Yüzlerce Çiçek Birden Açtı – 1979)
Gezi Yazıları:
Gagaringrad (Moskova Notları) (1962),
Fıkra ve Deneme: Gençlik Türküsü (1964),
Düşman Kazanmak Sanatı (1979),
Politika Dışı (1992).
Roman:
Siyah Kehribar (1955),
Küçük Ağa (1964),
Küçük Ağa Ankarada (1966),
İbişin Rüyası (1970), Firavun İmanı (1976),
Gençliğim Eyvah (1979),
Dönemeçte (1980), Yalnızlar (1981),
Yağmur Beklerken (1981),
Osmancık (1983).
Senaryo ve oyunu:
Sıfırdan Doruğa-Patron (1994).

_________________

SerdaR
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı: 136
Yaş: 22
Nerden: İstanbul
İş/Hobiler: Müzik
Lakap: SerdaR
Ruh haliniz:
İsminiz: SerdaR
Karalama Defteri: Dadaş
Kayıt tarihi: 25/02/08

Kullanıcı profilini gör http://www.rockvizyon.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz